The Witches (2020) Film İncelemesi

0
31
the witches filmi

Kadınja’daki ilk yazımdan herkese merhaba. Güzel bir başlangıcı, sihirli dünyalar ile yapmak isterim. Cadılar nedir ve nasıldır? Bu soruların çeşitli varyasyonları var. Distopyanızda veya ütopyanızda onlara her zaman yer var. En eski geleneklere dayanan ve üstüne bayramlar kurulan cadılar aleminde kaynayan kazanlara bakmak gerek. Herkesin bakış açısı farklı olsa da, 2020’nin Cadılar Bayramı esnasına yetişen filmi The Witches, altın oyuncu kadrosuyla  sinema dünyasının odağında.

Cadıların kötü olarak adlandırıldığı, çocukların korkulu rüyası ve tüm dünyanın baş belası olarak adlandırdığı varlıklar olarak tanımlanan hikayede, tehlikenin panzehiri henüz bulunamamıştır. Annesini ve babasını yeni kaybeden Kahraman Çocuk, anneannesinin yanına yerleşir. Çocuk, anne babasının üzüntüsünü atlatamazken, anneannesi yolunmamış kanatlar kadar çırpınmaktadır mutlu etmek için. Emdiği süt burnundan damla damla akarken, 9 yaşındaki torununun manavda bir cadı ile karşılaşmasından sonra cadılar hakkındaki yaşadığı tecrübeyi anlatır. Kaçış planlayan ikilinin başına türlü türlü maceralar, gel bekliyorum diyordur. Otele kaçan ikilinin alt katında, cadılar konseyi toplanmıştır. Yağmurdan kaçarken doluya tutulurlar. Çocuk, cadıları takip eder ama fare olmaktan kaçamaz. Çocuk bedeninden fareye dönen küçük çocuk, cadılar ile savaşmaya kararlıdır.  Dünyayı kurtarmaya yeltenen masumlar, kara büyüleri yakıp yıkabilecek midir? Yoksa hayvanlar alemine el mi atacaklardır?

Masalsı bir başlangıca sahip olan hikaye, önce duymadığımız bir kişinin sesiyle başlar ve küçük çocuğun geçmişinden başlar. Anne babasını kaybetmesinden itibaren başlayan hikaye, cadılar hakkındaki efsanelerden bahsederken flashback yöntemine başvurmayı eksik etmez. Cadılar, çirkin, parmakları eksik, ayakları sivri, kötü kokan ve çocuklardan nefret eden; her ülkede çocukların peşinde olan yaratıklar olarak görüldüğünden korkunç bir ütopya ile karşı karşıya kalınmaktadır. Cadıların, köklü bir tarihi vardır ve bu hikayenin direksiyonunu kimler şarampole yuvarlayabilecektir diye düşünülürken; cadı korkusu geçmişten gelen bilge anneanne tecrübeleri sayesinde farklı bir hal alır. Cadıların dünyasında, Yüce Cadı ve diğer cadılar vardır ve onun emrindedir. Korkunun sardığı yapıda, itaat oldukça önemlidir. İnsanların ve özellikle çocukların korkusu olan cadıları bilmeyen birçok insan vardır. Tesadüfe dayalı olaylarda çocuğun fareye dönüşmesiyle birlikte olaylar istekli bir kahramanlığa çevrilir. Ailenin önemi kavratmaya çalışan film, başka kişilerin dünyasını da yansıtmaktadır. Cadılar, genellikle çocukları hayvanlara dönüştürmektedir.

Film birçok yönden tartışma konusu olmaktadır. Özellikle cadıların yaratılış şeklinde eksik parmak, farklı anlamlar taşımaktadır. Hikayede büyükannenin bu konularda çok bilgili olması, olayların çok çabuk başlamasına sebep oluyor. Bununla beraber her şey planlı gibi gözükmektedir. Hiçbir şeyin farkında olmayan Kahraman Çocuk’un keşfetme yolculuğu oldukça kısa kalır. Anneannesinin cadılara inanmıyor olması, heyecan katabilirdi. Bazı zorluklar oldukça kolay aşılmaktadır. Olayların üstünden hızlıca geçildiğinde yaptıkları kahramanlıklarda, engellere takılmaları gereklidir. Kahraman Çocuk  karakterinin fare olması hikayeye yeni bir yön katar. Kahramanımızın, bir saniye içinde plan kurabilme yeteneğini plastik eldivenlerle alkışlasak da inandırıcılık bulunmamaktadır. Geçmiş hikayesinde birkaç özelliğine yer verilseydi, zekasının anlamı sorgulanmayacaktır ama iş işten geçti. Hikayenin iyi yanlarına bakılırsa, Yüce Cadı’nın dünyası başarılı görsel öğelerle tarif edilir. Hikayede fare olma durumu, bir anda hikayeyi Fareli Köyün Kavalcısına çevirse de büyükanne rolünün sahneleri yetersiz kalmaktadır. Sihirler, cadıların yaşamları ve aile hikayelerine el atması, her şeye rağmen renkli  dünyanın varlığına işaret ediyor. Değişik aksanlar da İngilizcenin evrensel bir dil oluşunu alt mesaj olarak aktarmakta.

Karakterlere baktığımızda Küçük Çocuk, annesini ve babasını kaybeden 9 yaşında bir çocuktur. Boyundan büyük olaylara karışsa da arkadaş canlısı olması ve yaptıkları takdir edilesidir. “Lider ruhlu bir çocuk, gelecekte dünyayı yönetir.” sözünü kurmama sebep olduğu için teşekkürümü karakterine ilettim. Siyahi bir çocuk olması, bu zamana kadar olan beyaz çocuk hikayesi algısın değiştirir ve Ratatouille’deki gibi iyi bir amaç üzerinden yeniler.  Büyükanne rolü oldukça önemli bir faktördür. En önemli sahnelerde olması gerekirken unutulsa da; fedakarlığı, komedisi ve geçmişi ile bir yandan masal anlatıcısını evlerimize armağan ediyor. Yüce Cadı rolü, oldukça renkli ve farklı anlatılan, kötü kraliçe olarak hesaplanmış bir şekilde onu ön plana çıkan olayları çocuklara karşı olan düşmanlığı ve Rus aksanıdır.

Oyunculuklar konusuna gelince Octavia Spencer, büyükanne rolüyle The Help (Duyguların Rengi) filmindeki Miny karakterini hatırlatır. Bazı özellikleri ortaktır: Kızarmış tavuk pişirmesi. Çocuk oyuncular olarak Kahraman Çocuk olarak tanımlanan Jahir Kadeem ve Bruno’yu canlandıran Codie-Lei Eastick’in farklı aile yapısından geldiklerini belirginleştirdikleri rollerini oldukça zenginleştirdiler. Hikayede en önemli yer eksik parmaklarında 10 marifet Anne Hatteway, cadılar dünyasının yüceliğinde karakterini ortaya çıkaracak bir büyük tiyatro kurdu kendine. Rus aksanı ile yeteneğini gösterse de müzikal yeteneğinden de mahrum bırakmadı izleyiciyi.

Hikayede renk kullanımı oldukça dikkat çeker. Hikayede genellikle renklerin koyu tonları tercih edilir. Büyükannenin olduğu tonlarda koyu sarıya fazlaca yer verilir. Yüce cadının olduğu sahneler de kırmızıdır. Çocukların olduğu sahneler, kullanılan büyüler daha parlak renklere sahiptir.

Her hikayenin bir kusuru olsa da 1990’lı yıllarda aynı isimle çekilen filmin yeni bir yorumu olarak bağımsız düşünce katarak izlenebilir. Masal dünyasını sevenler ve özellikle yetişkinlerin bakması tavsiye edilir. Çocuklara izletirken dikkatli olunması gerekebilir. Onların dünyasındaki Hugo’nun düşmanı Cadı Sila gibi kötücül bireyin zihinlerinde kalıcı hasarlara bırakılması yerine, zihinlerinde onlara başka çizgiler çizmesine izin verin. İyi seyirler.

Yönetmen: Robert Zemeckis.

Oyuncular: Anne Hatteway, Octavia Spencer, Jahir Kadeem.

PAYLAŞ
Önceki İçerikÇocukları Ekrandan Uzak Tutacak Tavsiyeler
Sonraki İçerikİstanbul Baymak Servisi Tercih Etmeniz için 3 Neden
Selim Şentürk
Işık Üniversitesi Sinema ve Televizyon bölümünü üçüncülük ile bitirdim. Üniversite yıllarımdan itibaren yazarlığa ilgi duydum ve film eleştirileri yazmaya başladım. Bitirme projemi uzun metrajlı film senaryosu yazarak bitirdim. Çeşitli televizyon kanallarında haber yazımı, program yapım ekiplerinde ve editör olarak çalıştım. Bununla beraber sinema ve dizi yazılarımın yanında tiyatroyu da oldukça severim. Film ve dizi tarzlarında gönlümün bir yarısı romantik komediye diğer yarısı da diğerlerini kalan türler kendi aralarında bölüştürmekte. Filmde en çok baktığım şey öncelikle hikayesi olacaktır. Her tür film tarzını sevsem de en sevdiğim film Casablanca olarak kalacaktır. Kelimelerinin derinlerinde güzel anlamlar çıkarabilen Sabahattin Ali, Dostoyevski, Ayşe Kulin, Charles Brown, Balzac, Stephen King gibi kitap yazarlarının hayranı olarak her konuda kitaplar okumaktayım. Türk sinemasından her daim ümitli olmakla birlikte; Amerikan sinemasını ve Fransız sinemasını biraz daha özel bulmaktayım. Bu arada çay içmeyi de çok severim. Yazdığım yazıların içindeki neşeyi her zaman sizlerle buluşturmaya kararlıyım.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here